TESETTÜR (Kuranda Başörtüsü varmıdır)

Başörtüsü kur’an’da var mıdır? tesettür ile ilgili ayetleri nasıl anlamalıyız? üzerine önemli bir yazıİhsan EliaçıkKuran, cinsel cazibe gibi doğuştan gelen bir takım avantajlarını kullanarak toplumda üstünlük sağlamaya, bundan rant devşirmeye çalışanların önüne set çekmektedir.Türkiye’de uygulanan başörtüsü yasağı “hukuka” dayanmadığı için hukukî çözüm de olamıyor. Aslında “siyasî” olmadığı için “siyaset” de çözüm üretemiyor.

Bu yasağın tek sebebi var; zor.

Evet, bu yasak “zora” dayanmaktadır. Başka hiç bir dayanağı yoktur.

Ancak bu yazıda asıl konumuz bu değil.

***

Öte yandan bir İslâm devletinin (aslında adalet devletinin) insanlara Kuran’da geçiyor diye başörtüsü dayatma hakkının olup olmadığı veya başörtüsünün zamanı geçmiş tarihsel bir hüküm olup olmadığı ayrıca ele alınması gereken konulardır.

Bu yazıda bunlara da girmeyeceğim.

Zora dayanan bu yasak öyle noktalara geldi ki, malûm dayatma yetmiyormuş gibi kimileri de çıkıp “Zaten Kuran’da başörtüsü diye bir şey de yok” demeye başladı.

Bu konuda aldığım yığınla elektronik posta (e-mail) üzerine artık bize de yazmak vacip oldu

***

Önce, var mı yok mu, doğru bir şekilde anlayalım. Öncelikle ne deniyor, serahaten ortaya koyalım.

Kuran’da bu konuya tekabül edebilecek birkaç kavram var. Konuyu onlar üzerinden ele almaya çalışacağım. Bunlardan dördü; himar, cilbab, tebberrüc ve kavl-i ma’ruf kavramları ile ifade edilen ve doğrudan kadınların baş ve vücut örtülerini, dışarı çıkmalarını ve konuşma tarzlarını düzenleyen ayetlerdir. Bunlarla ilgili açıklamaları elini vicdanına koyarak ve arka plânını kavrayarak okumak, ne dendiğini seraheten (apaçık bir şekilde) ortaya koyacaktır.

1- HİMAR

Bu kavram doğrudan kadınların “başlarını” örtmeleri ile ilgilidir.

“Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar. Görünmesi zarurî olan yerler dışında cinsel cazibelerini sergilemek için açılıp saçılmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar.” (Nur; 24/31)

Bu tür ayetlerin o günkü Medine’de yaşanan “yürürlükteki duruma” cevap olarak geldiği unutulmamalıdır.

Demek ki o günkü toplumda; 1- Bakışlarını sakınmayan, 2- Irz ve namuslarını korumayan,3- Görünmesi zarurî olan yerler dışındaki yerlerini de cinsel cazibelerini sergilemek için açıp saçan, 4- Başörtülerini yakalarının üzerine salmayan bir takım kadınlar vardır. Ayet “mümin” kadınlara bunlar gibi olmamaları çağrısında bulunuyor.

İlk üçü anlaşılabilir olduğu için dördüncüsünden başlayalım.

Ayette “başörtülerini” diye çevirdiğimiz “humuruhinne” kelimesi HAMR kökünden gelir ve tam anlamıyla “başörtüsü” manasına gelir.

Kelimenin kökünü biraz deşersek;
HAMR: Sözlükte ” Örtmek, kapamak, mayalamak” demektir. Örtünmek, örtmek, kapanmak (ihtimâr), karışmak, alışmak (muhâmere), mayalamak, örtmek (tahmîr), mayalanmak, örtünmek, kapanmak (tahammür), başı döndürüp karıştıran, aklı örten, şarap, içki (hamr), baş döndüreni satan, şarapçı (hammâr), başı döndürme, aklı örtme yeri, şaraphane (hammâre), şarap rengi, koyu kırmızı (hamriyyun), hamurun içine örtülüp karışan, maya (hamîra), mayalı, örtülü, kapalı (mahammer), örtülmüş, mayalı, mayhoş, sarhoş (mahmur), içkinin verdiği baş ağrısı (humâr), başı beyaz koyun (muhammera mine’ş-şiyâh), başörtüsü, yemeni, eşarp (himâr) kelimeleri bu köktendir�

Görüldüğü gibi ayette geçen başörtüsü (hımâr) kelimesinin en önemli özelliği “baş” ile ilgili olmasıdır. Nitekim bu ayetler başı açıklığın yaygın olduğu bir topluma inmiş değildir. O günkü toplumda değil kadınlar erkekler bile, kimisi sıcaktan, kimisi Arap örfünden zaten başlarını bir şekilde örtmektedirler. Yani erkek kadın hemen hiç kimse “başı açık” dolaşmamaktadır. Sarık, kaftan, tül, renkli bez vs. başlarına bir şeyler dolayıp sararak veya alarak dışarı çıkmaktadırlar. On bin nüfuslu Medine’de yaşayan Yahudiler, Evs ve Haçreçliler, Muhacirler vs. dışarıdan bakıldığında üstlerinde “baş”larında bir takım örtüler olan insanlardır. Fakat özellikle kadınlarda bu örtü, örtünmek amacıyla değil, daha da çekici ve egzotik olmak amacıyla, “az aç-az kapa” tarzında olmaktadır.

Peki, öyleyse ayet ne demektedir?
Dikkat edilirse “Başörtüsü takın, başınızı örtün” denmiyor da “Başınıza aldığınız o örtüleri boyunlarınıza, omuzlarınızdan aşağıya da salın” deniyor. Bunun sebebi, o dönem kadınlarının başörtülerini arkadan bağlayarak, omuzlarını ve göğüslerine kadar boyunlarını açıkta bırakmalarıydı. Böyle daha çekici olacaklarını düşünüyor olmalılar�
Buradan “Başörtüsü değil, boyun örtüsü emrediliyor” diye bir sonuç çıkarmak, işi yokuşa sürmek ve anlamamak için diretmekten başka bir şey değildir.
Çünkü Kuran’ın çoğu emri zaten böyledir. Yani ayetler çoğunlukla “yürürlükteki durum” üzerine gelir ve onu düzene sokar.

Örneğin, “Cuma namazı kılın” demez de, “Zaten kılmakta olduğunuz o cuma namazı var ya, işte onun için çağrıldığınızda alışverişi bırakın” der.
Yine örneğin, “Namaz (salât) diye bir şey icat edin, kurban (nahr) diye bir uygulama başlatın” demez de, “O yapılmakta olan namaz (salat), kesilmekte olan kurban (nahr) var ya, işte onu siz Allah için yapın” der.
Yine örneğin, “Dörde kadar evlenin” demez de, “O onar, on beşer evlenip de geçindirmek için yetimin malına el uzatmaya kalktığınız eşleriniz var ya, işte onları dörde, üçe, ikiye, hatta bire indirerek evlenin, yetimlere haksızlık yapmaktan korkuyorsanız böylesi daha iyidir” der.

Demek ki bu tür ayetler yürürlükteki duruma müdahale etmek, yanlış taraflarını düzeltmek, ıslahat yapmak amacıyla gelmektedir. Düzelttiği şekliyle de kalıcı emre dönüştürmektedir.
Başörtüsünün de böyle olduğunu düşünürsek, denmek istenen; “O zaten takmakta olduğunuz başörtüleriniz var ya, işte onları aşağıya doğru da salın, başınıza toplayıp da boynunuzu, omuzunuzu, göğsünüzü, sırtınızı açıkta bırakmayın” demek olur�

İlginçtir, kadınların o günkü giyim tarzı bugün Fransızca’dan Türkçe’ye geçen “dekolte” kelimesi ile aynı manayı çağrıştırmaktadır.
Çünkü dekolte Fransızca’da boynu açıkta bırakan giysi (decollete) demek. Bu sözcüğün kökü Latince’de boyun (col, collum) kelimesinden geliyor. Türkçe’ye de geçen, boyunda taşınan (koli), boyna sarılan (kaşkol), boyuna takılan (kolye) kelimeleri de bu kökten�
Anlaşılan o günkü kadınlar saçlarını arkadan bağlayacak şekilde başörtüsü ile örtüyorlar, omuzlarını, göğüslerine kadar boyun kısımlarını gayet “dekolte” bir kıyafetle açıkta bırakıyorlardı. Bugünün tabirleri ile “derin göğüs ve sırt dekoltesi” ile dolaşıyorlardı. İşte ayette bu tarz örtünmenin bir anlamının olmadığı beyan ediliyor. “Örtünecekseniz doğru dürüst örtünün. O başlarınıza taktığınız başörtüsünü sırt ve göğüs dekoltenizi tamamlayan bir aksesuar olarak değil, örtünmenin mantıkî sonucu olarak iyice aşağıya salın, boynunuzu, göğsünüzü, sırtınızı örtecek şekilde yakalarınızın üzerinden salın ki örtünmüş olasınız�” denmek isteniyor.

 

2- CİLBABBu tabir de doğrudan kadınların “vücutlarını” örtmeleri ile ilgilidir.“Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle; dışarı çıkarken üzerlerine örtülerini alsınlar. Tanınıp da eziyet edilmemeleri için en uygun olan budur. Allah çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır.” (Ahzap; 33/59)Ayette “örtülerini” diye çevirdiğimiz “celabîbihinne” kelimesi CELB kökünden gelir ve “teşhir edip dikkat çekmek için vücudun açılmasına mani olan dış örtü” demektir.

Kelimenin kökünü biraz deşersek;
CELB: Sözlükte “getirmek, kazanmak, çekmek, celbetmek” demektir. Getirmek, celbetmek (isticlâb), çekici, büyüleyici, albenisi olan (cellâb), ithal edilmiş, yabancı mal (celeb), dürtü, münasebet, sebep olan şey (meclebe), entari, uzun gömlek, genişçe başörtüsü (cilbâb), kendine doğru çekmek (celb ilâ nefsihi), atı teşvik için haykırmak (celb alâ fersihi) kelimeleri bu köktendir�
Görüldüğü gibi cilbâb, bir kadının erkekleri kendine çekmesi, celb etmesi, kışkırtması, vücut güzelliği ve cinsel cazibesi ile tesir altına almasına mani olmak için üzerine aldığı genişçe örtü demektir. Böylece bir kadın erkekleri cinsel cazibesi veya dişiliği ile “kendine çeken” veya onları “kışkırtması ile tanınan” birisi olmaktan çıkacaktır.

İlginçtir, bugünkü İngilizce’de kadın artistler için kullanılan “ünlü, şöhret, meşhur, çekici” anlamındaki celebtrity kelimesi de hem anlam hem yazılış bakımından aynı şeyi çağrıştırır. Demek ki Müslüman kadınlara dışarı çıkarken tanınıp eziyet edilmelerine, kendilerine lâf atılmasına, peşlerine düşülmesine karşı üzerlerine örtü (cilbab) almaları emrediliyor. Cinselliklerini ve vücut güzelliklerini ön plâna çıkarmamaları isteniyor. Çünkü o günkü toplumda bunları yapan; yani erkekleri vücut güzelliklerini ve cinsel cazibelerini bir silâh gibi kullanarak etkilemeye çalışan, onları kendine çeken, davetkâr tarzda dekolte giyinen, erkeklerin başını döndürmeyi, büyülemeyi, kendine celbetmeyi (celebtrity olmayı) âdeta meslek edinmiş kadınlar vardır.

İşte Kuran, mümin kadınlara, bunlar gibi olmamalarını, üzerlerine genişçe örtü olarak “dişiliklerini” geri plânda tutup, “kişiliklerini” ön plâna çıkarmalarını öğütlüyor.

İyice düşünecek olursak insan ruhunu derinlemesine bilen yüce bir bilgelik kaynağı ile karşı karşıya olduğumuzu apaçık görürüz� Erkek karakterinde varolan “bakmak, seyretmek, istemek, sahip olmak” karşısında, ona kendini tutmayı öğütleyerek “Bakma, olanla yetinmesini bil” diyor. Kadın karakterinde varolan “istenilmek, beğenilmek, ilgi çekmek, arzulanmak, kendine celbetmek” karşısında da, ona bütün bunlara karşı kendini tutması (imsak), dışarıya çıktığında (kamusal alanlarda) çekici, kışkırtıcı, celb edici davranışlarda bulunmaması, toplumsal yaşamda kültürü ve ahlâkî meziyeti ile yer alması gerektiği hatırlatılıyor. Yani ilâhî hitap erkeğe ve kadına en zayıf oldukları yerden sesleniyor. İnsan olmak, tam da “kendini tutmasını bilmek” ile ilgili bir şey değil midir?

3- TEBERRÜCBu kavram da kadınların “dışarıda nasıl dolaşmaları gerektiği” ile ilgilidir.“Evlenme arzusu kalmamış yaşlı kadınların, açılıp saçılarak dikkat çekme niyetleri olmamak şartıyla, örtünmeden dışarı çıkmalarında bir sakınca yoktur. Ama sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur. Allah her şeyi duyuyor, her şeyi biliyor.” (Nur; 24/60)Ayette “açılıp saçılarak dikkat çekmek” diye çevirdiğimiz “muteberricât” kelimesi BURC kökündendir ve “vücudu göstermek, ortaya çıkarmak” manasına gelir.

Kelimenin kökünü biraz deşersek;
BURC: Sözlükte “Yükselmek, ortaya çıkmak, yukarı çıkmak” demektir. Kule yapmak, burç dikmek, yüksekçe yapı kurmak (ibrâc), kale yapmak (tebrîc), süslenip püslenmek (teberrüc), kule, burç (burc), yayın kulesi (burcu’l-irsâl), güvercin yuvası (burcu’l-hemâm), saat kulesi (burcu’s-saa’) kelimeleri bu köktendir�
Aramice’de burgâ, Eski Yunanca’da pyrgos, Hind-Avrupa dil kökünde bhrgh yüksek yer, hisar anlamına gelir. Bugün Türkçe’ye girmiş olan burç, burgaz, burjuva, burjuvazi kelimeleri bu köktendir�

Avrupa’daki kimi şehir isimleri de bu kökten gelir; Ham-burg, Petes-burg, Stras-burg vs. Demek bu şehirler yüksek tepelerde kurulmuş veya buralarda etrafı duvarlarla çevreli şato ve villâlarda yaşayan insanlar varmış. Onun için bunlara burjuvazi, yaşadıkları şehirlere de sonu “burg” ile biten isimler konulmuş. Bu durumda “proleter” de burçların dışında kalan, kenar mahallelerde yaşayan, yükseklere çıkamayan demek oluyor.
Yine Araplar, üzerinde örtüsü bulunmayan apaçık gemi (sefinetun bâricun), üzerine saray resimleri yapılmış çok güzel elbise (sevbun muberrec), kendi güzelliklerini göstermesi açısından kadının saraya benzemesi (teberreceti’l-mer’etu), kişinin sarayından çıkması (zeheret min burcihâ) derlerdi.

Yukarıdaki ayette yaşlı kadınların dışarı çıkarken dış elbiselerini üzerlerine almamalarında bir sakıncanın olmadığı beyan edilirken “Ziynetlerini teberrüc ettirme dışında” ifadesinde kullanıldığı gibi, ayete geçen teberruc, saklı ve gizli tutulup gösterilmemesi gerekli olan şeyi ortaya çıkarmak anlamında kullanılıyor.

Demek ki teberruc, süslü ve ihtişamlı bir şekilde kendini gösteren saray (burj) gibi, veya bu saraylarda yaşayan “burjuva” kadınları gibi, kadının süslenip püslenerek, açılıp saçılarak kendini göstermesi, vücudunu ortaya dökmesi, açması, cinselliğini fark ettirmek istemesi manasındadır. Türkçede “açılıp saçılmak, açık saçık giyinmek, dekolte kıyafetlerle dolaşmak” dediğimiz şeyi çağrıştırır.

4- KAVL-İ MARUFBu deyim ise kadınların “konuşmaları” ile ilgilidir.“Ey peygamber eşleri! Siz kadınlardan her hangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a saygınız varsa hafifmeşrep edalara bürünerek konuşmayın ki kalbinde hastalık bulunan kötü bir ümide kapılmasın. Ağırbaşlı olun, yerli yerinde konuşun. Vakarınızla evlerinizde oturun. Eski cahiliye devri kadınları gibi açılıp saçılarak ortalıkta salınmayın. Cânı gönülden namaz kılın, zekat verin. Allah’a ve peygamberine itaat edin. Ey peygamber ailesi! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzap; 33/32-33).Ayette “ağırbaşlı, yerli yerinde konuşmak” diye çevirdiğimiz “kavlen ma’rufa” tabiri KAVL/URF kökünden gelir ve “herkesçe iyi kabul edilen, aklı başında, yerli yerinde söz” manasına gelir.

Demek ki Hz. Peygamberin (s.a.v) eşleri üzerinden tüm müslüman hanımlara hitap olarak anlaşılması gereken bu ayetler özellikle iki konuda kadınların dikkatini çekiyor:

1- Konuşurken hafifmeşrep kadınları andırır tarzda, çekici ve davetkâr bir edayla değil, ağırbaşlı, yerli yerinde, uygun bir şekilde konuşun.
2- Dışarı çıkmak gerektiğinde cahiliye kadınları gibi cinsel cazibesini sergilemek için açık saçık, dekolte kıyafetlerle değil, kendinize yaraşır tarzda örtünerek çıkın.

Öte yandan ayette geçen “Vakarınızla evlerinizde oturun” ifadesini kadınları eve hapsetmek olarak anlamamak gerekir. Çünkü ayette “Konuşmayın, hep susun” değil, “Maruf ile (ağırbaşlı, yerli yerince) konuşun” deniyor. “Dışarı çıkmayın, hep evde oturun” değil, “Cahiliye kadınları gibi çıkmayın” deniyor�

Görüldügü gibi hamr, cilbab, teberrüc ve kavl-i maruf kavramları çerçevesinde izah etmeye çalıştığımız ayetlerde, gayet makul bir kadın-erkek ilişkisi öngörülüyor. Burada, kadın ve erkeklerin birbirinden kaçma-göçme tarzını göremeyiz. Çünkü başörtüsü, vücudu örtme, göz hapsine alıp bakma, açılıp saçılarak cinsel cazibeyi bir silâh gibi kullanma, lafla ve sözle taciz gibi kadın-erkek ilişkilerini insani bir vasattan çıkarıp, cinsellik panayırına dönüştüren söz ve davranışlar men ediliyor. Bütün bunlar kadınlarla erkekler “bir arada” olacağı için vardır. Eğer kadınlarla erkeklerin birbirini hiç görmemesi istenseydi bütün bunlara gerek olmazdı. Bunlar, bir arada olan bir topluluğun yaşacağı sorunlardır ve onlara yönelik akla ve vicdana hitabeden düzenlemelerdir.

Bu ayetler Medine’de nazil olmuştu ve her toplumda olduğu gibi o toplumda da kadınlarla erkeklerin bir arada olması kimi sorunların doğmasına neden olmaya başlamıştı. Medine’de yeni bir toplum kuruluyor ve kadın-erkek ilişkileri yeniden düzenlenerek bir “şehir kültürü” inşa ediliyordu. Şehirli bir toplum kurmaya yönelen Kuran, çağlar boyunca sorun olmaya devam etmiş ve edecek gibi de görünen kadın-erkek ilişkilerini, ileride, aklı başında ve ortak akılla hareket edecek her topluma ışık tutsun diye böyle gayet makul çözümlerle ele alıyor�

***

Unutulmamalı ki dünyanın bütün toplumları sokağa örtünerek çıkar. Ormandaki hayvanlar gibi üryan ve natural yaşayan bir toplum yoktur. Dünyanın bütün şehirlerinde kadınlar ve erkekler “üzerine örtü alarak” cadde, sokak ve işyerlerinde dolaşır. Bu son derece insanîdir.

Ancak üzerine bir şeyler alarak dışarı çıkmak yetmemektedir. Kadınların ve erkeklerin konuşmalarına, bakışlarına, hal ve hareketlerine dikkat etmeleri gerekmektedir. Erkeklerin, kadınlara nazaran doğuştan avantaj sağlayan fizikî güçlerini, kadınların da erkeklere nazaran doğuştan avantaj sağlayan cinsel cazibelerini bir silâh gibi kullanmamaları, bunu üstünlük vesilesi saymamaları, dahası bunun üzerinden geçinmeye kalkmamaları, doğuştan değil, sonradan kendi çabaları ile elde ettikleri meslek, kültür ve ahlâkî meziyetleri ile toplumda kendilerini göstermeleri gerekir.

Çünkü insanın emek sarfederek, bizzat çalışıp kazanarak (sa’y) elde ettikleri dışında, doğuştan gelen avantajları aslında kendine ait değildir. Ona emanet olarak verilmiştir. İnsan doğuştan gelen avantajlarını silâh gibi kullanarak değil, emeği ile kişilik sahibi olabilir. Emeği olmayanın kişiliği de yoktur.

Yesrib’i “Medine” yapma yolunda gelen ayetleri bir de bu çerçevede düşündüğümüzde, aslında Kuran, cinsel cazibe gibi doğuştan gelen bir takım avantajlarını kullanarak toplumda üstünlük sağlamaya, bundan rant devşirmeye çalışanların önüne set çekmektedir.

Gerçek anlamda medenî toplum bu değilse nedir?

Reklamlar

~ tarafından ahrar Mart 15, 2007.

17 Yanıt to “TESETTÜR (Kuranda Başörtüsü varmıdır)”

  1. Kusura bakmada Himar dogrudan bas örtüsü anlamina gelmez, tam tersine herhangi bir örtü anlamindadir…Basörtüsü olabilmesi icin kuranda “hımarürres” bu kelime gecmesi gerekir..Ama nur suresi 31 de böyle birsey gecmiyor.. 31. Ve kul lil mü’minati yağdudne min ebsarihinne ve yahfazne fürucehünne ve la yübdıne zınetehünne illa ma zahera minha vle yadribne bi HUMURHINNE ala cüyubihinne ve la yübdıne zınetehünne illa li büuletihinne ev abaihinne ev abai büuletihinne ev ebaihinne ev ebnai büuletihnne ev ıhvanihinne ev benı ıhvanihinne ev benı ehavatihınne ev nisaihinne ev ma meleket eymanühünne evit tabiıyne ğayri ülil irbeti miner ricali evit tıflillezıne lem yazheru ala avratin nisai ve la yadribne bi ercülihunne li yu’leme ma yuhfıne min zınetihinn ve tubu ilellahi cemıan eyyühel mü’minune lealleküm tüflihun

    Görüldügü gibi burda himirirez gecmemekdedir..Abdest kelimesi vurgulandiginda RES kelimesinin gecdigini görmekdeyir, res kelimesi Bas anlamindadir…Velhasil kurani Kerimde kelime olarak Basörtüsü var demek ALLAHIN kelamini eksik görmek demekdir…

    Yine dediginiz gibi hamr kelimesi uzakdan yakindan basörtüsü ile ilgisi yokdur, örtünme anlamindadir ve Sarap icin kullanilan kelimede burdan gelir..Cünki Sarap beyini örter, perdeler…Siz basörtüsü olarak cevirmeniz sahsi görüsünüzdür ama kurani kerimdeki Kelime ile alakasi yokdur

    vesselam

  2. Ne güzel yazmışsın ellerine sağlık

  3. çok güzel bilgileri sunduğunuz için teşekkürler.yazınızı arada bir okyup edep noktasında daha temkinli olmak lazım tkrr tşkrler.

  4. es selamu aleyküm …ben anlamıyorum bas bas bağırıp ben müslümanım biz müslümanız diyen şu ülke niye başörtüden o kadar korkuyor..hep engellemek istiyor…anlamış değilim.kardeşim sen müslüman değil misin …kafir misin söyle kafirim ama hem müslümanım deyip hem de müslümanlığın islamın simgesi olan başörtüye dil uzatma…o dilin öyle koparılır ki bir daha başörtünün b’sini bile çıkaramazsın.herşeyden önce başörtü ALLAHın bir emri…şimdiki başörtüler tamamen süse dayalı..hiç takmasalar daha iyi.hem başörtü takıyorsun hemde altına neler neler giyiyorsun.nerde kaldı bunun kapalılığı.tesettürü…

    • “islamın simgesi olan başörtüye” derken? Eger islamin simgesini basortusune indirgemisseniz, cok yazik.
      Yazdiginiz paragrafda hic bir butunluk yok, son bi kac cumlenizi yazmadan bir daha dusunseydiniz bence.

  5. süper yazmisiniz allah razi olsun ……..

  6. nur suresi 30 da: Mümin erkeklere söyle; gözlerini sakinsinlar ve irzlarini (apislarini) muhafaza etsinler; bu kendileri icin daha temizdir. Her hakde ALLAH ne yaparlarsa habir´dir [haberdardir]

  7. Hamr kelimesinin tam anlamıyla Başörtüsü demek olduğunu söylemek mümkün değildir ve anlamsızdır. İhtimal bu anlamda kullanılmış olabilir. Kesin olarak böyledir demek yanlıştır. Atlanan, dikkat edilmeyen kelime Darabe kelimesidir. bu kelime sarkıtmak, indirmek anlamında nasıl tercüme edilebilir, bunun izahı gerekir. Darabe örtmek, set çekmek gibi anlamlara gelmekle birlikte sarkıtmak anlamı yoktur. Hamr genel anlamda örtü manasına gelebileceğinden başka bir bezin, örtünün göğüsleri kapatmak için kullanılmasını söylemek anlamına da gelebilir. Ayrıca Ceyb kelimesi boyun değil göğüs anlamında kullanılmaktadır. Yine ziynet kelimesinin buradaki anlamı da konunun anlasılmasında cok önemlidir. BUrada gözüken anlamı kadının memeleridir. Objektif bir tercüme için şartlanmış anlamlardan uzak bu cümledeki bütün kelimelerin tek tek ele alınmadan ayetin tamamına anlam vermek mümkün değildir. Kısaca bu ayette başörtüsü emrediliyor denemiyeceği gibi, bahsedilmiyor demek te zordur. Daha titiz ve derin anlam çalışmaları yapmak önemlidir. Ama bu ayetin tesettür ayeti olduğunu iddia edip ziynet kelimesinin kendiliğinden görünen el ve yüz dışındaki bütün vücut bölümlerini ifade ettiğini söylemek anlamı aşırı zorlamakaktır. Burada kendiliğinden belli olması engellenemeyen memelerin fiziksel varlıkları dışında, memelerin bütün tensel boyutlarının örtünmesi sözkonusudur. Yani onları göğsünüze gömemezsiniz belki ama iyice örtün ziynetlerinizi denmektedir. Tesettürü cilbab tarif etmektedir. Onun da boyutları, sınırları ayette belli değildir. Ziynetlerini göstermeksizin yaşlı kadınların cilbablarını çıkartmasına ruhsar verilmesi de bunun delilidir. Cilbab çıkınca ziynet el ve yüz dışındaki bütün vücut olmuş olsa cilbabı çıkartmanın esprisi ne olabilir. Cilbabınızı ççıkartın ancak memelerinizi açmamak şartıyla denmektedir. Ziynet= Memeler. Allah dah aiyisini bilir. Saygıyla

  8. Ellerinize,yüreğinize ve düşüncelerinize sağlık Allah razı olsun

  9. adnan oktar gibi dingillerde çıkar saçma sapan konuşur .

  10. Hocam yazdığınız bilgilendirici açıklamalar için teşekkür ederim. Yazdıklarınızdan şunu anladım. Ayetin indiği dönemde bazı cahiliye kadınları, yahudiler vb. kadınların zaten başörtüsü kullandığı ve bunları kullandığı halde boyunlarını açtığını belirttiniz. Bu kadınların başını kapatıp ziynet yerlerini yani boyun ve gerdanlarını açtıkları için teşhir ve tahrik edici bir duruma yol açmalarından dolayı ayetin indiğini belirttiniz. Yani başörtüsünü taktığı halde tahrik edici olabilir. Amaç burada neye niyet ettiği ve o niyet doğrultusundaki davranış şeklidir. Daha açık ifade ile
    1. Niyeti kötü ise başını örtmesi tahrik edici olmasını engellemez.
    2. Başı açık olsa bile tahrik edici davranışlardan kaçınarak haramdan uzak kalabilir.
    Bunların ışığında şunu söyleyebiliriz. Başörtüsünün kullanılmasının amacı insanları tahrik etmemek ve karşıdaki insanın olumsuz niyetine meydan vermemektir. Bu anlamda olayı sadece başörtüsü olarak değil genel anlamda tesettür ve kalbi temizlik olarak değerlendirebiliriz. Zira başörtüsüz gezmek tahrik edici olabilir, başörtülü geziyor olsan da tahrik edici olabilirsin veya sadece sesiniz bile tahrik edici olabilir. Dolayısı ile görüntüden çok kalbi temizlik önemlidir. Nitekim Kuran ayetlerinin indiği yaklaşık 23 yıllık dönemin yaklaşık ilk 13 yılında kalbi davranışlarla ilgili ayetlere yer verilmiştir. Netice itibariyle başını örten bir kadının sanki tüm islami görevlerini yerine getirmiş sayılabileceği düşüncesi de yanlıştır. Meselenin siyasi bir konu olup olmaması belirttiğiniz gibi çok ayrı bir konu. Ancak insanların başörtülü ve başörtüsüz olarak saflara ayırmak istendiği de bir gerçektir. Kalbi davranışlarına son derece hassasiyet gösteren insanların başörtüsü kullanmadığında eksikleri varmış gibi gösterildiği, başörtüsü takanların ise sanki İslam mücahitleri gibi gösterildiği de ayrı bir gerçektir. Son olarak Başörtüsü ayetleri o dönemdeki sosyolojik bir travmayı engellemek için inmiştir. İslamın ilk ve tek şartı değildir. Şu dönemde İslamın tek şartı gibi gösteriliyor olması da bir parça siyasi amaç güttüğünü gösterir. Çünkü başörtüsünün serbestliği bir tarafı üzecek bir tarafı sevindirecektir. Oysaki İslami bir kaide bütün müslümanları sevindirmelidir. Başörtüsünün serbest olmasını istemeyenlere de “ne biçim müslüman?” demek haksızlıktır. Herkesin nasıl müslüman olduğunu Allah bilir. Kadınların peçe giydiği dönemde erkeklerin kadın kılğına girerek hırsızlık yapması ve benzeri olaylar arttığında Abdulhamit Hanın bir süreliğine de olsa peçe kullanılmasını yasakladığı bilinen bir gerçektir. Gerçi peçe ile başörtüsü aynı değildir. Ama kullanan kadınların amacı aynıdır. Bu durum Abdulhamit Han Hazretlerini Din düşmanı yapmaz.

  11. işinize gelmiyorya başörtüsü demek konuşursunuz hiristiyanlardan farkınız kalmadı kafir köpekler

  12. benim diyeceğim şudur kim Allaha yaklaşmak için nasıl rahat ediyorsa öyle yapsın ama niçin neden yaptığını bilsin Allah aklımızı kullanmamızı istiyor teşekkürler.

  13. keski herkes bas ortusunun faziletini anlasa ve kapanmani layiqinca yapsa ALLAH hepimizin yardimcisi olsun insALLAH TUM MUSLIMAN KARDESLERIME SELAM OLSUN

  14. Biri de çıksa şu kelimelerin terminolojisini adam gibi yapsa, bu gidişle bi arapça kursuna gitmek farz olacak. Ben bir kadınım ve erkekler sapık diye başımı örtmek istemiyorum. Allahın bunu kadınlara dayatacağını da düşünmüyorum. Bir ülke düşünün ki hiçbir kadının başı kapalı değil mesela İngiltere Fransa Amerika. Sizce orada yaşayan erkekler kadınların saçı açık diye sürekli ereksiyon halinde mi dolaşıyorlar yoksa herkes için kadınların başının açık olması doğal mı görünüyor?

    İranı ele alırsak insanlara ne kadar baskı uygular ne kadar kapatırsanız bu durum daha esrarengiz ve daha cezbedici bir hal alır ki pek çok erkek için artık kapalılığın daha kışkırtıcı ve merak uyandırıcı olduğunu erkek arkadaşlarımdan duymaktayım.

    Baş açıklığına alışmış bir erkek, hiç göremeyen başka bir erkeğe göre kadına karşı daha saygılı. Taşrada otobüse binince erkekler yer gibi bakıyor, daha elit ve açıklığa alışmış bir kesimde otobüse bindiğimde bir Allahın kulu dönüp bakmıyor. Bu en büyük kanıtı. Çünkü bu baskı ve günahtır bakma etme durumu erkeklerin kadınları cinsel bir obje haline getirmelerine sebep oluyor. Bu, Mısırda kadınların pazardan muz kabak patlıcan gibi penise benzer meyveleri almalarını yasaklamaya kadar gidiyor. Bunu yasaklayan aynı zihniyet erkeklerin damacana almalarını da yasaklamalı!!!! Sonuçta insan isterse her objeden her hareketten bir cazibe bir şehvet çıkarabilir. Hımar nedir ne değildir bilmem ama yaşamdaki deneyimler Kuran’ı açıklıyor. Doğruyu bulmak için sadece akıl gerek. Arapça bilmeye bile lüzum yok.

  15. Ula Ahmet Salman sen ne ayaksın? Hammar hummar bilmem ne bilmemne değildir başörtüsü değildir diyorsunda nedir ne değildir kimene be? Örtüdür kumaştır neticede neyse nedir. Kapanın diyo senin gibi daha hala detaya girip kafa bulandıran fasık ve munafıkları artık Allahu Teala kahru Perişan eylesin işte olay bukadar basit. Kadınlar kapancak kardeşim yazmış okadar ayet var daha ne eşarp başörtüsü cart curt muappeti yapıyon sen?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: